1 Mayıs 2013 tarihinde fiziksel gerçeklikteki kendime ve insanlara yönelişime fotoğraf ile başladım. O süreçten sonra “sevgili” tanımı “arkadaş” tanımı öncülüğünde insanların birbiriyle ilişkilerini  hayal evrenimin dışından bakarak gözlemlemeyle devam etti. Ruhum bir kaşifin ısrarcılığını ve bir korkağın cesaretini taşıyordu. Elimde meşale ile varlığımı yaka yaka derinlere indim. İnsanların gözlerine bakamayan, kendini ifade etme ihtiyacı hissederek bu duygunun içinde sıkışmıştım ve ifade edemedim. “Sevgili” tanımı adı altında üstüne gittiğim aşık olduğum insanların yansımalarıyla günbegün yandım ve duygularımın yoğunluğunda boğulan biri haline geldim. 2016 senesinin yaz aylarında meşale kalbimden damarlarıma sıcaklığı taşıdı ve zihnimin derinliklerinden cümleler akmaya başladı. Zihnimi tutamıyordum ve düşünmeksizin tüm varoluşlar, karanlık, aydınlık zihnimde beliriveriyordu. Duygular giderek sarpasarmış ve kendime acı çektirmeye başlamıştım. Bu zamanlara kadar bilgisayar, oyunlar, Warcraft, Warband benim için büyüleyici ve yaşayabildiğimi hissettiğim yerlerdendi. Ancak çevremde gerçekleşen sosyal medyanın etkisi giderek her yere ulaşması beni meraka ve kendimi ifade edebileceğim bir ortamın yaratılıp yaratılamayacağına dair soru işaretleriyle dolduruyordu. “Sevgili” çerçevesinde gerçekleşen tüm yaşanmışlıkların o zamana kadar hep beni kötü hissettirmesi, kendimi bu hayatta nasıl gerçekleştireceğimden şüphe ettiriyordu. Erkeğin, Kadının ne olduğunu anlayamıyordum. Çevrede bir tanıma, yapıya oturtabilecek herhangi bir şey yoktu. Gerçekçi hissettirmiyor ve bu da beni kendimden şüphe etmemi destekliyordu. Cinsellik ise başlı başına bilinmezdi ve etrafımda gördüğüm izlediğim birçok yapı dengesiz ve kayıptı. Bu beni kendimi ve insanlığı sorgulama ve anlama sürecimde daha da dürten şeylerden biri haline getirdi. Daha küçük yaşlarımda bilgisayara oturduğum günlerden beri oyunların yanında zaman zaman “seks” denilen şeyin ne olduğunu pornografik içeriklerden ve oyunlardan öğreniyordum. Gördüğüm şeyler salt çıplaklıktan, insanların birbirlerine uzuvlarını kullanarak zevk almasından, içlerindeki duyguları sertçe birbirlerine aktarmasından ibaretti. İbaret olanlar bana yeterli gelmiyordu çünkü insan o kadar yoğundu ki göstermeye, yaratmaya, eylemeye çalıştığı “şey”lerin her bir tanesinin gerçekleşmesi için bir süreç gerekiyordu. Etrafımda gerçekleşen birçok unsur hep sonuç hep sonuçtu. Bu yüzden nedeni arama da daha fazla ısrarcı oldum ve 2016 yazında sosyal medyanın her türlü alanında derinleşmeye başladım. Kendimi cinselliğin, korkunun, öfkenin, kıskançlığın, “sevgi”nin içinde sayısız kez kaybettim. Karanlık dönemler, yazılarımın çıktığı dönemler de bu döneme denk geliyor. Bu süreç hem sevgiye ve cinselliğe odaklandığım hem de bir o kadar uzaklaşmak istediğim kaçmak istediğim bir alana dönüştü. Anlama çabam yerini, vermenin bağımlılığına dönüştü. Sevginin verdiği acının etkisiyle “Orgazm” beni bu dünyadan uzaklaştırmaya, kendimi adeta uzayda boşlukta gibi süzülür gibi hislere uzun bir süre teslim etmeme neden oldu. Giderek yok oluyor ve giderek kararıyordum. Kayboluş bir tutkuya ve bağımlılığa dönüştüğünde daha düşüncesiz ve bana zarar verebilecek ilişkilerin içinde boğulmaya başladım. Artık anlamak benim için bir kaçışa ve bağımlılığa dönüşmüştü. Üniversiteye ikinci hazırlanışımdaki süreçte en tepe noktasını gördü ve her şeyi bırakmama sebep oldu. Ama derinlerde bu bırakışın kendini önemsememekten gelişi sonraları bana tekrar yüzünü göstermesine sebep olacaktı. 

   İnsanı ve kendimi arayışımdaki yolculuk beni sanal aleme Tumblr, Tinder, Okcupid, İnstagram ve benzeri sitelere getirerek kendimi kaybetmeme neden oluyordu. Çocukluğumdan beri bulunduğum alanın atmosferine göre şekillenen bir enerjim oldu ve her alan bende başka etkiler yaratarak bir yandan insanı öğretmeye ama bir yandan da kendimi kaybetmeme sebep oluyordu. Geçen her dönem içerisinde kendimde kalmaya niyet etsem de çevremin, mekanın değişmemesi ve nasıl değişimi - dönüşümü getireceğimi bilmiyor oluşum beni sürekli belirsizliğin içerisinde öğrenmeye maruz bırakıyordu. Kendim öğreniyordum ve aldığım darbenin öğretileri olduğu kadar bedelleri de oluyordu. Çıplaklığım ve bedenim zarar görmeye hissizleşmeye başlarken Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ni kazandım ve Ankara’nın sertliğinden İstanbul’un kaosuna yeni bir macera açılıyordu. Zihnimin yoğunluğu adeta bir okyanusu andırıyordu. Eğer okyanus olarak derinliğimi düşünürsem derinliklerde kaybolurken kumsala vuruşumu düşünürsem  ferahlıyor, yaşamın anını deneyimliyordum.

   Doğanın, ormanın, denizin, toprağın, ateşin, suyun, havanın kokusu o senenin yazında açıldı. Tüm insan zihinlerinin, kayboluşlarının, zevklerinin dışında yeni bir bilinmez, ruhumun bir kamp ateşinin ısısıyla dondurdu. Kalbime indirdiğim meşale artık bir yıldırımın etkisiyle donmuş, kainatın ışığının dondurucu ısısıyla falezlerin üstünden kendini fırtınalı bir okyanusa bırakan yavru bir kuş edasıyla salınmaya başlamıştım. Bu saatten sonraki sürecim artık farkındalık niyetiyle oluşmaya başlamıştı. Işığı izleme sanatını bulmuştum, artık yıldırımların ve havanın içinde süzülen şeffaf “şey”lerin izinde bir yol önümdeydi. İstanbul’un kaosunun, insan ilişkilerinin, okul içi politikaların, kulüplerin, sevginin arayışı üç sene boyunca bana gelecekteki kaosun içinde nasıl kalacağımı öğretecekti. Üç yılın sonunda geçmişte önemsemeyerek üzerini kapattığım öfkem, erotizmim, şehvetim, bilinmezliğe olan merakı olan Alganhan’ı, beni kılıç saplayarak kendini öldüren bir insanın hisleriyle aynı deneyimi yaşatacak bir olaylar dizisiyle baş başa kalmamı sağlayacaktı. 2019’un Kasım aylarıydı. Karanlığı aydınlatma dürtümü sağlayan enerjim derinlerde kaybolmuş bir haldeyken kendime olan öfkemin ve cinsel arzularımın sıkışmışlığının açığa çıkarak karşımdakine öğrenilmiş “ibaretleri” sunmama sebep oldu. Öfkemi, kötü hislerimi ona aktardım. Anlamak niyeti karanlığı deneyimlemeyi açığa çıkarmıştı. Seks, mastürbasyon ve orgazm benim için kötü hislerimi kustuğum bir alana dönüşmüştü. Farkında olmadan zihnimde ve ruhumda cinsellik ile kötü hisleri bağdaştırmıştım ve doğa bana bu niyetimin sonucunu sunmuş oldu. Tüm bu sürecin başlamasının en önemli nedeni olan kameram, anlamak ve öğrenmek için enerjimi paylaştığım kişi tarafından çalındı. Öğrendiğim an anlamıştım. Kaybolduğumu ve çalınacağını farkında olmama rağmen o kadar enerjimi tüketmiştim kendime değer vermiyordum ki düşündüğüm, yapabileceğim şeyleri yapamayacak kadar zayıflamıştım. Okulda gerçekleşen yönetimsel sorunlar, yakın arkadaşlarımla aramdaki sorunlar,  yarattığım sorunlar sorunlar ve nedenini - çözümünü bulamayışım ve kameramdan bir süre sonra farkına vardığım “doktor”lar tarafından hayatımda geçmeyeceğini söyledikleri uçuk hastalığının genital olarak kapmış oluşum (evet, kameramı çalan kişiden) ve hemen ardından eve dışarıdan gelen iki üç ay boyunca geçmeyen uyuz hastalığı ve semptomları, beni yılanın derisini değiştirmesi gibi organlarımın derinliğine kadar değişmeye dönüşmeye zorladı. Vücudumun rengi, kokusu dahi değişmişti. Ölmüştüm.

  Tenim kıpkırmızı kurumuş bir haldeyken bir yandan “hayatım boyunca benimle olacağını söyledikleri hastalık” aynı anlamak yolunda belirsizliğin içinde nasıl ilerliyorsam bu hastalıkta da çözümün kendim arayarak doğayı anlayarak şifalayabileceğimi fark etmemi sağladı. Yağlar, otlar, şifa tekniklerini araştırmaya koyuldum. Etki gösteriyor ancak tamamen çözmüyordu. Giderek farklı alanları araştırırken bir yandan uçuğun sinirsel oluşu vücudumun derinliklerine, hücresine kadar konuşabilmeyi ve anlayabilmeyi niyet olarak dile getirmeme sebep oldu. Toprağı, suyu, ateşi ve havayı birleştirip büyük bir çember yaparak köpeğim “Kızım”ı çemberin içine aldım ve masaj yapmaya başladım. O kadar büyüleyici bir andı ki sanki bir ışık yandı ve Alganhan sen masaj yapmalısın dedi. Sonrasında ise babama yaptım ve aynı şey yine oldu. Babam babalığından çıkarak bana para verdi masajın karşılığında. 

   Almanya’ya yolculuk tam da o zamanlar başlamıştı. Babamın arkadaşının yanına gelmiştim. Kuaförde çalışıyordu ve bir gün kıyafetleri fosforlu, sivri ucu olan yuvarlak gözlüklü yaşlı bir kadın bana dokundu ve bedenimi, ruhumu gördü. Bedeni tamamen manyetikti ve metaller kadının bedeninde tutunuyordu. Altın ellerimin olduğunu söyledi ve bu zamana kadar ilişkileri anlamaya, sevmeye olan yolculuğumda artık enerjimi kendime saklamam gerektiğini söyledi. Kendimi “sevdiğim kadına” ne kadar çok verdiğimi ve ona alan bırakmadığımı enerjimi tükettiğimi düşünürken “Doğa” bana dokundu, zihnimde olanları evet doğru düşünüyorsun dedi. Buradaki önemli açılış aynı fotoğrafa başlamam gibi Masaj’a başlamam oldu. Zihnimdeki masaj yapma isteği doğa ile cevaplanmış oldu. Böylece hem kendi yaralı alanımı, hastalığımı nasıl şifalayacağımı öğrenirken hem de bunca süredir ısrarla insanın ve doğanın doğasını anlama niyetim karşımda bana gülümsüyordu ve “hadi öyleyse gir içeri” diyordu.

    Almanya, Paris, Amsterdam, Milano, Venedik. Hızlı ve öz bir yolculuk ve devamında gelen farkındalığın sindirilme uykusu. Başka bir yaratılmış olanın açığa çıkışı Corona. Bunca yoğunluğun ve dönüşümün içinde Avrupa yolculuğumdan sonra İstanbul’a evime dönüş. Zihnim tsunami edasıyla kendini yatağa bırakıyor. Öğrenci evi ancak bizim evimiz. Aynı evde uzaklaştım aynı evde uzaklaştık birbirimizden. Yan odalardayız ve birbirimizle konuşmak bile uzun bir yolculuk. Kendimi farkındalığın acısına ve içimde doğacak olan yeni bir yapıya uzanmış bir şekilde bırakmış durumdayım. Bir yandan beni dürten Geralt hayatıma giriyor. Witcher 3, bilgisayar oyunu. İzlediğim her şeyden daha üstün. Gerçekliği fantastik, dramatik, çoklu evrenlerle karşıma çıkarıyor. Tüm sıkışıkların içinde yaşadığımı hissettiriyor. Zihnimi kurcalayarak dürtüyor. Bu zamana kadar bana gelen şifaya benim adım atmam gerektiğini yaratımın ne kadar güçlü ve dönüştürücü olabileceğini bana hatırlatıyor. Karantina günlerinin bitişiyle ev arkadaşlarımın eve gelişiyle birlikte o günlerin ilk ışıklarında; Neden Kayaköy’e gitmiyoruz diyorum. O günün akşamında yolda buluyoruz kendimizi. Kayaköy’ün içine çekip derinliklerde kalmayı öğreten bir incir ağacı ama bir yandan da oburluğun enerjisine tutulmuş nice insanların yaşadığı yer. 

   İncir ağacının dalları sarıyor bedenimi. Sarmalıyor ve doğanın karanlığının nasıl tezahür ettiğini anlatmaya başlıyor. Gölgemi, karanlığımı aydınlatarak travmalarımla, yaralarımla acılarımla yüzleşmemi  üzerine gitmemi sağlıyor. Rehberler, tohumlar ve Geyikbayırı'ndan gelen havanın etkisi halen burnumda. Yıldırımı ve görünmezde görünen “şey”leri görmeye niyet ediyorum. Sıkışıklıklarımı bırakırken doğanın bilgeliklerine kendimi açarak sezgimle bir olmayı öğreniyorum. Geçmişin parçaları kendimi kaybettiğim her an yüzünü göstererek alanıma dahil olmak istiyor. Bağımlılıklar ve kendim için yarattığım zararlı kodlamalar sancıyor. Sancı devam ederken, yılanın sürünüşü ve derisinin değişimi de devam ediyor. Ev arkadaşlarım çoktan gittiler. Babam, arkadaşlarım, akrabalarım geliyor gidiyorlarken ben de alemlerde gidiyor geliyorum. Farklı bilinçler bedelleriyle ve öğretileriyle birlikte bu gerçeklikteki beni ve benin bu gerçekliğe etkisini fark etmemi sağlıyor.



Back to Top