İnsanlar çağlar boyunca günahlarını nesilden nesile aktardırlar. Hayatlarında yapmış olduğu her eylem en ufak bir hücrenin bile ölümüne yol açar: Kainat aydınlıktaki karanlık parçaların  toplamıdır. İnsan nesli her nesilde günahların bedelini çeker ve daha az günahlı olabilmek için kendi öznelerini, yaratımlarını, üretir ve ona inanır, diğer insanların da o özneye inanmasını, daha az günahlı gözükmeyi, hissetmeyi bekler. Kendi yalanlarının ürünüdür kendisi ve bir doğum ölümle bezelidir. Onu “güzel” ve “kutsal” yapan şey de tüm aydınlığın içindeki en karanlıktan açığa çıkması ve geçmiş günahları giderebilme umududur. Günah, insanın vicdanını yenen zamanın açığa çıkarttığı olgudur.
Oku’ma ve his’etme | Siz; evet, siz. Hepiniz ve namı diğer insan ile çokbilmiş ruhu: Her biriniz hislerinizi artık yalnızca piksellerin içinde kaybettiniz. Tek tek. Yok oldunuz ve olmaya da devam ediyorsunuz. Tıpkı benim gibi. Her biriniz ve her biriniz saldırganlık ve cinsellikten başka bir şey aramıyorsunuz. Hayatta kalmak için yaptıklarınızın hepsi, tanımladıklarınızın, sevdiklerinizin, değer verdiklerinizin, aşık olduklarınızın, öldürdüklerinizin, doğurdurduklarınızın hepsi hem de hepsi yalnızca hayat denen mahluku beslemekten başka bir şey değil. Ölüyorsunuz her geçen saniye ölüme daha da çok yaklaşıyorsunuz. Yaşam ise her geçen salisede sonsuz zamansızlıkta uzaklaşıyor sizden. Değerini. bil. insan. his. et. kendini. gerçekleştir. ve her zamanki gibi sessizce ve kimsesizce atla çukuruna!
Harfler 
Harfler yer bulamıyorlar kendilerine
 Noktalar
 Noktalar cümlelerini sonlandıramıyorlar
 Kalpler
 Kalpler birbirlerini tamamlayamıyorlar
 Ve insanlar
 Ve insanlar; kimileri kayıp yollarda, kimileri ruhsuz bedenlerinde, kimileri varolmamışçasına ölü, et ve kemik parçalarının arasında
Karanlık sessizdi ilk, aydınlıkta. Saf ve pürüzsüz. Zamanlar zamanların içine hapsoldu mekanlar mekanların. Zamansız devirler birbirini kovaladı bir yılanın sürünüşü gibi. Zamansızlığın da zamanında sonu geldiğinde karanlık aydınlığa, aydınlık karanlığa aşık oldu. Mekanlar sonra bir tohum yeşerdi aydınlığın ve karanlığın dansıyla. Ruhtu bu. Ve ruh kainatın en uğrak köşesinden en ücra köşesine kadar kendisini kazıdı iyiden iyiye kötüden kötüye. Yaşamlar doğdu yaşamlar öldü, yaşamlar sevişti, yaşamlar birbirini öldürdü. Zaman akıp mekana kayıp etti kendisini. Ruh unuttu ruhiyetini. Karanlık baktı aydınlığa iç organlarını vücudundan çıkarırcasına. Aydınlığın mutluluğu yerini zamansız hüzne bıraktı. Karanlık öfkeyi sindirdi içine, işledi tüm parçalarına ve nefrete dönüşerek zamanla çürüttü fütursuzca. Nefret doğdu sonra, bir ışıkta var etti kendisini. Aydınlıksa kendisini yedi parçaya böldü ve her parçasını farklı kutulara yerleştirdi. Son parçası bir kutuya hapsolduğunda adını kainattan silebilmek için kendisini hiçliğin kollarına bıraktı ve bilinmezlik onu her şeyin başladığı noktaya taşıyıp hapsetti. Aydınlığın parçaları mekanlar ve zamanlar içinde taşındılar oradan oraya bazen meydana çıkmaya çalışıp başaramadılar. Kendilerini başka kainatlarda var edip yok ettiler. Bu hikaye Yedi Aydınlığın bir varoluş hikayesidir. Gerçek aşkı bulanların ve onun uğrunda kendilerini kendilerinden çıkarıp karanlığın sessizliğine bırakanların hikayesidir.
acımasız bir ressamın sert fırça darbelerini vurduğu ve her defasında farklı bir renk yağmuruna tutulan tuvalin üstündeki beyaz bir renk topağıyım, hiç bitmeyecek gibi her şey, bazen ressamım tuvalimi kuruttuğunda diğer tablolarla yan yana koyar ama ne kadar kurumuş olsakta diğer tablolardaki renklerin, bulunduğum tuvale geçebileceğini düşünemezdi. bende kaderime yenik düşüp gelen renk cümbüşünü, boyanmaktan siyaha dönüşmüş bir topak olarak her defasında gelen renkleri benliğime daha çok katardım. bir gün tam bir siyaha dönüp ve aynı zamanda da başka topaklarla birleşip insan olacağım günü arzulardım. ama her zamanki gibi her şeyin ıslanmış ve beyaza boyanmış bir fırçanın, bana fırlattığı fırça darbeleriyle eski haline döneceğinden beyaz olduğum kadar emindim. 
yitti gitti işte aklım, ölüm bile kurtaramadı. kutsal olan çabalamıştı oysa ki, yitti gitti. ölü olanlar bile dirildiler mezarlarından, yaşayanların içine karışmışlardı oysa ki yaşayanlarsa tek tek bıraktılar kendilerini aydın köklerin yüksekliklerine, teker teker ölümü gezindirdiler en ücra köşelerinden nefeslerinin et parçalarının arasından çıktığı anlara dek, hepsi sessizce ve gözleri kapkapalı seyrettiler, seyrettiler; aklımın yitip suya dönüştüğü anı ve ben de en ücra köşemden nefesimin çıktığı ana kadar mezarımdan dirildim, aklım buharlaşıp kainatta kayıp etti kendisini.
Giderek soluklaştım ve nefeslerim eksildi Ta ki Tanrı benim ruhumu göremeyene kadar
Ve insanlar, ruhlarını, renklerin ve ışığın zamansızlığında, piksellerin girdabına bıraktılar.
Kır, kardeşlerinle savaş, varlığın kan ve kum ile yokluktan var olsun var olan en küçük parçada ve büyüsün bedenin köklerden gökyüzünün sınırsızlığına 
Değiş, bir yılan gibi at kabuğunun en karanlık ve aydınlık taraflarını; gerçeğin arkasındaki asıl gerçeği, hakikati, ara hayatın boyunca 
Sürün, bir yılan gibi salınsın mekansızlıkta derin, zamanlar içinde ve her sürünüşünde damarların vücudunundan taşarak mekansızlığa kök salsın 
Zehirle, tüm kainatı, var olan her şeyi, yapamasan bile bırak düşüncelerde yaşasın zehrin ve ruhun yıldızların en karanlık taraflarını aydınlatsın zehrinle 
Ve Öl, tüm ihtişamınla, tüm sessizliğinle ve ufalarak
Dön Ruhi dön ki alemler senin suretine aksın 
Dön Ruhi dön ki cennet cehenneme, cehennem cennete karışsın
 Dön Ruhi dön ki kâinat içine aksın
 Ve dön Ruhi ölüm ve yaşam mutlak boşlukta varlığa karışsın!
her parçanı fıçıların sonsuzluğuna bırak, gün geldiğinde tanrılar sarhoş olacak teninin her parçasıyla Dionysos!
Bir su kabarcığıyım okyanuslardan okyanuslara taşınan Her tattığım okyanusta daha da hava doldurdum içime daha çok okyanus tanımak için Rüzgar benden yana bugün Süslüyor vücudumun en sığınaksız noktalarını Dalgalar yaratıyor gezindiğim okyanuslara Her yükseliş ve düşüşte daha da yabancılaşıyorum kendine Her dalga beni başka bir okyanuslara taşırken her okyanus ise beni başka alemlere taşıyor tüm enginliğiyle Ben de asıl yaşamı bu şekilde hissediyorum iliklerimde Onunla yaşamı yaşayıp onunla yaşamı ölüyorum Bazense başka bir kabarcık yaşatıyor beni Kendisinde görüyorum kendimi Birlikte sonsuz derinlikleri, yükseklikleri aşıyoruz Giderek benden bir parça haline geliyor Ve giderek biz yerine ben oluyoruz zamandan zamana akarak Bilinmeyen bilinen olduğunda ise benden ayrılıp bize dönüşüyor bu birliktelikler Ne kadar zor olsa da ben yerine biz olmak Alışıyoruz dalgaların her defasında karalara vuruşuyla Zamanlar, mekanlar sonra yine bir ben bulunduğundaysa Yaşıyoruz Ölüyoruz Sonsuzlukların arasındaki birbirinden ayrı ama aynı kabarcıklar olarak
Neyi gerçekten bildik ki bu hayatta, şöyle bakıyorum da her şey insanların oluşturduklarından ibaret. Görünenlerin ardındaki sırları bilenlerde zaten şu an dünyada değiller Bir cambaz misali ipin üzerinde yürüyoruz. Bazen gerçekleri görüyoruz bazen hayalleri. İpten her düşüşümüzde diğer yanımızı görüyoruz. Aynaya baktığımızda ise aslında o gördüğümüz yüz, çoktan başka bir yüze bürünmüş, deviniyor her şey birbirine evriliyor durmaksızın, bir süre sonra ayna kırılıyor ve baktığımızda ben olmayanları görüyoruz aynanın parçalarında, bir zaman sonra aynaya yansıyan ışığın bizim karanlığımız olduğunu fark ediyoruz. Soluklaşıyor, zaman geçtikçe aynadaki yüzler giderek hiçliğe bürünüyor sessizce, sarıyor bedenlerimizi hiçliğin varlığı ve yok oluyoruz sessizce ve hiç olmamış gibi.
Bir gün içimdeki hiçlik varlığını kazandığında buralarda olmayacağım bedenim güneşin karanlığında yanacak ruhumsa yaşlı ağacın köklerinde.
Yaşayanlar ölümle onurlandırıldı, 
 Ölenlerse yaşamla  
Karşıtlıklar kâinatı var etti  
Var olansa kendine özgü cezasını çekti  
Kırmızı, siyaha dönmeli artık  
Zamansa, hiçliğe  
Hak yerini bulduğunda  
Dehşet yeri ışıkla kırılacak  
Ak ve kara, sonsuz yokluğunda acıyla bir olacak
Kendi karanlığımın ürünüyüm.
Dakikalar saatler birbirini kovalıyor fütursuzca Bir yandan rüzgar her çırpınışında hızlandırırken zamanı Bir yandan bende oturmuş kendi kurduğum zamanımı sayıklıyorum Ve dakikalar saatler uzaklaşıyor yanımdan korkarak Bir labirentin sonsuzluğuna atlıyorum umarsızca Gece gündüze hasret kalıyor Karanlık ışığın öfkesine
Kanımda yıkanın ey insanlar Ölümleriniz kutsasın et yığınlarını Nefret salsın kara toprağa İblis cehennemden çıkıp yeryüzüne ayak bastığında Korkudan terk etsin iblisliğini Yeter ki vücudumun her parçası dağılsın tüm dünyaya Var etsin kendisini başka vücutlarda Yok etsin yokluğu Sessizlikte doğan bir bebeğin fısıltılarıyla
Yaratık Ölüler sofrasındaki yaratık İçimizde taşıdığımız Karanlığa gebe olan Hayatla sonsuz bir savaş içinde Hayalle gerçek arasında
Tanrı da insanın ölümüyle birlikte varlığını terk etti.
anılar tek tek yitip gidiyor
Elindeki lambasını tüm kainata tutmuş kafasını büküyor yaşlı çirkin bir ihtiyar
Karanlıktaki unutulmuş ruhlar çığlıklarla karşılıyor bu aydınlığı 
Bir süre sonra ölüm karşılıyor karanlığı
Sonra kendi karanlığının aydınlığına boğuyor ruhları 
Yaşam çıkıyor Ölüm'ün karşısına bu sefer 
Ruhlar yine çığlıkla karşılıyor Yaşam'ın gelişini
Zaman, zamansızlıkla geliyor ve
dört Kutsal Ruhu karşılıyor dört kapının önünde 
Her Kutsal Ruh kendi seçilmişini sunuyor Zaman'ın kapılarına 
Bütün seçilmişler kapılardan geçiyor ard arda 
Arkalarından diğer ruhlar başını eğerek ve çığlıklarına devam ederek geçiyor bu zaman kapılarından
Zaman zamanı doğuruyor zamansızlık zamansızlığı ardından bir kapı gözüküyor dört kapının birleştiği yolda 
Kapı bütün aydınlığıyla açılıyor ve kör edici ışık bütün gücüyle sarmalıyor ruhların etrafını 
İlk önce Ateş geliyor Ruh'un karşısına ve onu tüm gücüyle yakarak kaplıyor
Ardından Su geliyor, Ateş ile Ruh'u yoğuruyor bütün benliğiyle
Zaman, çarkları çeviriyor ve Toprak doğuyor Aydınlığın ve Karanlığın birleştiği bu Ruh'ta 
Yaşam, ruhundan bir parça sunuyor ve Hava meydana geliyor zamansızlığın ortasında 
Ölüm, kaosu sunuyor Ruh'a ve bütün her şey birbirine karşı savaşmaya başlıyor 
Karanlık, Aydınlığı hapsediyor savaşın sonunda 
Sonra yaşlı çirkin bir ihtiyar, lambanın ışığını söndürüyor yanmış ve kararmış eliyle
Ve soğuk, aydınlık bir varlık tüm ışığıyla doğuyor
Çığlık çığlığa ve aynı zamanda bir o kadar sessizce
Ölüm hiç bu kadar şehvetledirici olmamıştı
Açlıkta hiç bu kadar değersiz
Oburluğun inanç olarak sayıldığı günlerden
Doyumun doygunluğuna ulaşıldığı günlere
Kan ve meniyle yazılmış bir mektup

Ağaç ateşler içinde yanarken ağaçkakan tarafından durmaksızın oyulan bir karadelik
İnsanların, zamanı ve mekanı birbirine düşürdükleri zamandan toz parçacıkları akıyor ağaçların köklerinden damarlarıma
Zamanın dokusu
Yolları
Kapandı
Kar tanesi 
Kan tanesine döndü 
Arayış ve Yok Oluş
Gözlerin derinliği
Dipsiz bir kuyuya gömüldü
Kendimi yalnızca insanlara anlatmak istemiyorum veya insanın kafasında kurduğu yaratılara da. Kendimi, anları bilinmezlikte, tanımsızlıkta aranabilir kılmalıyım.

İnsan, tutkusuz.
Ben Ay'ı Güneş'in ışığı olmadan görmek istiyorum.
Ay'ın derinliklerindeki ışığı.
Bütün yıldızlar sönmeli.
Kainat yansımalarını bir kenara bırakıp kendi aydınlığını kendi kılmalı.
Gölgelere karışan yalnızlık
Adımların gittikleri bilinmezlik
Aşkın kutsanmış kokusu
Ve zaman yolcusunun zamansızlığı

Kan, her taşı sıktığında fışkırıyor.
Taşlar,  güçsüz ve üzgün
Ölmeli insan her defasında
İnsan olmalı insan denilen
Her ölüm, yaşamayı kılmalı
Nefes almayı ve aşık olmayı
Her defasında ölmeli insan, öldürmeli
Daha çok nefes alabilmek
Daha insan gibi aşık olabilmek için
Ölüyorum her defasında
Her parçam gömülüyor sıcaklığı bulana dek
Çoğu daha derine inemiyor
Korku içinde yolunu kaybediyor
Kendinden önceki cesetleri görerek
Ölüyor her defasında 
Yaşamak için
Her defasında daha da korkuyor ve giderek daha çok yüzeye yakın bir yerde soğuyor sıcaklığı ararken
Nefes almaya çalışıyor 
Alamıyor
Aşık olmaya çalışıyor
Olamıyor
Mürekkep, Işığın en karanlık halini aldı; en güçlüyken en sert gölgeleri içinde barındırıyor.
Denizin kaosa sürüklendiği bir gün gibi en karanlık bulutların arasından okyanusun kalbini delerek ilerliyor sıcaklığın içine doğru. 
Sıcaklık köpürdemeye başladığında bir insan dalıyla okyanusu yırtarak derinliğinden açığa çıkıyor çığlık çığlığa.
Kalabalığın belirsizliği, insanların korkaklığı, kalplerin soğukluğuna karşı salyangozu yağmura olan aşkı. Ezilmeye, parçalanmaya, tüm uzuvlarını kaybetmeye, tek varlığı kalbi olana dek ilerlemeye ve sessizce yokluğa karışmaya rağmen kimsenin duymadığı, duymak istemediği bir çıtırtı.
kimsenin duymadığı.
Hissizlik Çağına hoş geldin insan. Hayatta kalmak dışında diğer bütün yapıların sadece bir eklenti olduğunun unutulduğu binlerce yıl sonra gerçekleşen bu çağda unutulacak olan şey, sevgi. Savaş başlasın.
Ve insanlar, ruhlarını, renklerin ve ışığın zamansızlığında, piksellerin girdabına bıraktılar.
ben ölü bir adamım 
zamanlar arasında gezinen
kaybolmuş bir bedevinin gözlerine sahip
yeniden doğuyorum
kum tanelerinin su tanelerine çarpışıyla
sonsuza kadar 
sonsuzluğun ötesini kırarak
sessizce
ve kimsesizce
Yaratık
Ölüler sofrasındaki yaratık 
İçimizde taşıdığımız
Karanlığa gebe olan
Hayatla sonsuz bir savaş içinde
Hayalle gerçek arasında

Saadet, hani şu lafta olup eylemde olmayan
Mutluluk gibi, iyi olmak gibi
Ve en önemlisi de özgür olmak gibi
Kendim olmak gibi
Olamamak gibi
Yaşayıp ölü olmak gibi
Aşık olup yok olmak gibi
Var olup hayal olmak gibi
Adem-i tahayyüz olmak, gibi.
Çalıyor çanlar!
Ötüyor borular!
Bir hazırlık, bir hazırlık!
Ve bir yandan harmonica'nın verdiği tatlı acı
Diğer yandan lir'in verdiği acı tat
Uyanıyor doğa,
Uyanıyor yang,
Sarmalıyor ying'i aydınlığına
Giderek soluklaştım ve nefeslerim eksildi
Ta ki Tanrı benim ruhumu göremeyene kadar
Göz kapaklarım ağırlaşıyor, vücudum dışından en içine büzülerek en küçük olabilmek için kainatla savaşıyor.
Ve sonunda
Dualar yerini bulacak 
Sessizliğin içinde
Back to Top